
“Bir sorunu ele almanın üç yolu vardır” derler.
Çözümü varsa çözersin. Çözümü yoksa görmezden gelirsin. Görmezden gelemiyorsan uzaklaşırsın.
Sorun çözmek hem zihinsel hem de fiziksel efor sarf etmeyi gerektirdiği için çoğu insan bunun yerine görmezden gelmeyi yeğler.
Ta ki sorunlar birikip artık görmezden gelemeyecek kadar büyüyene dek. Geriye son çare uzaklaşmak kalır.
Peki ya sorunlar zihnimizdeyse? Zihnimizden uzaklaşmak mümkün mü?
Aslında evet, pekala mümkün. Bunun alışılagelmiş birden fazla yöntemi var. Örneğin; aşırı alkol tüketimi, uyuşturucu madde kullanımı, obeziteye varacak kadar yeme bozukluğu, kendini sportif veya siyasi fanatizm gibi büyük davalara adamak vs.
Bunları yaparken zihnimiz ya uyuşmuş ya keskin tatlarla aşırı uyarılmış ya da üst bir iradeye emanet edilmiştir. Dolayısıyla zihin, uzaklaşmak istenilen sorunlarla yüzleşemeyecek kadar meşgul olur.
Ama ne uğruna?
Bu yöntemlerin her birinde zihindeki problemden kaçmak için bir şeyler feda edilir. Bazı fedakarlıklar büyük, aşikâr ve ânidir. Bazıları ise küçük veya gizli veya uzun vadelidir, insan çoğu zaman fedakarlık yaptığının farkına bile varmaz.
İşte bunlardan biri de yüksek hızla araç kullanmaktır. Özellikle de motosiklet sürmek.
Motosiklete; ulaşım, seyahat veya mesleki amaçlarla binmeye başlamış olabilirsiniz. Her ne amaçla binerseniz binin, şuna benzer bir lafı mutlaka etmişsinizdir: “motosiklet sürerken hiçbir şey düşünmüyorum, çok keyifli.”
Bunun sebebini detaylı anlatmak gerek.
İnsan vücudu ancak koşma hızında alabileceği darbelere karşı dayanıklıdır. Usain Bolt’un 44 km/s’lik rekorunu göz önüne alırsak ortalama 40 km/s’nin üstündeki hızlarda alabileceğimiz bir darbe bizi kolaylıkla öldürebilir veya ağır yaralayabilir.
Dolayısıyla insan vücudu, bu gibi durumlarda hayatta kalabilmek için adrenalin salgılar. Adrenalin hormonu; algılarımızı açar, kalp ritmimizi yükseltir ve kaslarımıza bolca oksijen göndererek hayatta kalma şansımızı artırmaya çalışır. Tabii ki hayatta kalmaya çalışan insanın aklına o an bilmem kaç yıl önce yaşadığı olumsuz bir anı gelmez. Bu yüzden adrenalin etkisi altındayken zihnimizdeki problemlerden kaçmış oluruz.
“İyi işte ne güzel, hem 40 km/s o kadar da yüksek bir sürat değil” diyeceklere kötü haber: adrenalin eşiği sürekli yükselir.
Örneğin; motosiklet sürmeye yeni başladığınız zamanlarda 40 km/s ile giderken vücudunuz diyelim ki 10 birim adrenalin salgılıyor. Bir süre sonra bu hıza alışacağınız için vücudunuzun salgıladığı adrenalin seviyesi düşmeye başlayacak. Zihniniz de ancak 10 birimlik adrenalinle boşalabildiği için düşmeye başlayan seviye olumsuz düşüncelerden kaçmanıza yetmeyecek. Vücudunuza yeniden 10 birimlik adrenalin salgılatmak için bu sefer hızınızı 50 km/s’ye yükselteceksiniz. Bu motivasyonla motosiklete bindiğiniz sürece o hıza da alışacağınız için sürüş hızınız giderek artacak.
Bir süre sonra 200 km/s hızla motosiklet sürerken bile vücudunuz neredeyse hiç adrenalin salgılamayacak. O noktada bazı insanlar motosiklete binmekten artık keyif almadığını fark edip başka kaçış yollarına başvurabiliyorlar. Bazıları ise aynı yöntemde ısrar edip sürdükleri motosikleti bir saatli bombaya dönüştürüyorlar.
Maalesef hangi hızda giderseniz gidin, kaçmaya çalıştığınız zihninizdeki olumsuz düşünceler sizden her zaman 1 km/s daha hızlı gidecek. Motosikletten indiğiniz anda karşınızda yine o düşünceleri bulacaksınız.
Kaçmaya çalışmak beyhude bir çaba olduğuna göre sorunlarınızla yüzleşmeyi tercih etmek kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri olabilir. Bunu tek başınıza yapamayacağınızı düşünüyorsanız profesyonel destek alabilirsiniz.